"İnsanın değeri aradığı şeyin değeri kadardır."
MEVLANA

3 Haziran 2010 Perşembe

MEVLANA

"duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya.. farkında olduğum için.. kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri.. o yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere.. sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim.. en derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim.. geçer dediklerimi geçirdim.. biter dediklerimi bitirdim.. nefret ettiklerimi sildim, geçtim.. gün oldu; silkindim, yeter dedim.. geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana.. farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz.. bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde.. haddinizi aşmayın ey faniler.. ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep? uğraştırmayın da dağılın hadi.. dağılın ve gidin, ama bilin.. suskunluğum asaletimdendir. her lafa verilecek cevabım da vardır lakin, lafa bakarım laf mı adama bakarım adam mı diye…"

6 Mayıs 2010 Perşembe

Hz. Muhammed (s.a.v.)

Gül çiçeklerin en güzeliyse,
Sen ya Muhammed yaratılanın en güzelisin.

4 Mayıs 2010 Salı

RAFET EL ROMAN


Lise hayatımda tanıdım. Başarmak istediklerimin çoğunu başarmış biri. Acayip bir azim var bu adamda. Aynı oranda dikbaşlı. İlk zamanlardaki tarzını daha çok seviyorum, alaturkaya kaçmadığı zamanları yani. İkinci albümü "En Güzel Günler Senin Olsun" dinlediğim en güzel albüm ve ömrümün sonuna kadar dinleyeceğim. "Nerdesin-Aşk Değilse-Bu Nasıl Sevgi Böyle" triosu mükemmel ötesidir. Hayatımda en sevdiğim şarkı da bunlardan birisidir.
Rafet El Roman, hayal dünyamın dışa vurulmuş bir parçasıdır. Giyim tarzını severim-son zamanları hariç-. Sicilya şapkasına hayranlığım onda görüp beğenmem nedeniyledir.

30 Nisan 2010 Cuma

Stephen KING



Bu adamla tanışmam uzun yıllar önce oldu. Çılgınca okuduğum zamanlar.. Yerli yazarlar beni tatmin etmiyordu. Ukalalık babında söylemiyorum. Batı'yı merak ettim hep. Vahit Paşa il Kütüphanesinde, ilk zamanlarda Fransız Edebiyatı'ndan Jules VERNE okudum. Eğlenceli, akıcı ve macera doluydu. Arkasından Kütüphanenin İngiliz ve Amerikan Edebiyatı Bölümlerinden okumaya başladım. Eski kitaplardı, çoğu kartonla kaplanmıştı.(Sevilmez karton kaplamalı kitaplar okuyucunun gözünde. Soğuk gelir)

İlk hangi kitabını okuduğumu hatırlamıyorum ama farklı olduğunu hemen anladım. Açıkcası şaşırmıştım. Bu adamın kurguları bal gibi yakın zamandı. Yanıbaşımdaydı. Hatta bir ecnebinin güncel yazması beni iki kere şaşırttı. Ne bileyim..

Sonra peşini hiç bırakmadım. KİNG okudukça mutlu oldum hep. Benim hayal gücümü tatmin ediyordu. Açıkcası besliyordu. Mutlu finish'ler azdır kitaplarında, hatta finish'ler azdır diyebilirim. SONunda senin hayal alemine paslar sadece.

Okuyucusuna bir o kadar saygılıdır. Bu yönünü farkedince daha çok sevdim. Bana değer veriyordu. Kitabını zaman ayırıp okuduğum için. Para kazanmakta önemli hayatta ama okuyucusunun memnun olmasına daha çok önem veriyordu. Anlatır ya küçükken annesinin arkadaşlarıyla beraber olduğu zamanda oğlunu işaret ederek: "Benim oğlum Golden Gate köprüsünü satın alabilecek kadar yeteneklidir" gibi bişiler söylemiş. "Yalan da değil hani" der. :)

Kitaplarının yazılış macerasını anlattığı bölümleri hep en son okurum. Acele edip bakmam o bölüme. Bitirine kadar beklerim. Kitabı bitirmenin verdiği o olgunlukla, sabırla ve mutlulukla okurum o bölümü.

Kısacası dostlar, bu adamı okuyun. Kitaplarını anlatmayacağım burada. Eğer zamanınız varsa ve anlattıklarımı kısa zamanda test etmek istiyorsanız hikayelerini okuyun önce. Sonra arkası gelecektir. Gökkuşağınızda bir renk olabileceğini farkedeceksiniz..

"Ölmeden Önce Yapılması Gereken 100 Şey" gibi bir liste vardır hani. Benim için Stephen KİNG okumak bu listede yer alır.

27 Nisan 2010 Salı

Arbeit Macht Frei*



Nazi toplama kamplarının birçoğunun girişindeki slogan. Eğer fark ettiyseniz Auschwitz-Birkenau** toplama kampının girişindeki sloganın B harfi ters yazılmış. Söylentiye göre yazıyı hazırlamakla görevlendirilen mahkum Jan Liwacz, burada bir şeylerin ters gittiğini fark ettirmeden dünyaya anlatmak için B harfini ters çevirmiş.

[* "çalışmak özgürlük getirir", "çalışmak özgür kılar", "çalışmak insanı özgürleştirir" anlamlarına gelen bir Almanca deyiş.]

[**Auschwitz-Birkenau'ya tüm Avrupa'dan 1,3 milyon insan yerleştirilmiştir. Bunların, 1 milyonu Yahudi olmak üzere 1,1 milyonunun öldürüldüğü tahmin edilmektedir. Yaklaşık 900.000 kişi kampa geldikleri anda doğrudan gaz odalarına gönderilmiş ya da vurularak öldürülmüştür. Kalan 200.000 kişi, hastalık, eksik beslenme, kötü muamele, tıbbi deneyler nedeniyle ve daha sonra gönderildikleri gaz odalarında ölmüştür.]

26 Mart 2010 Cuma

Self-reproducing C code

int main() {
char*s = "int main () {%c%cchar*s = %c%s%c;%c%cprintf(s,10,9,34,s,34,10,9,10);%c}";
printf(s,10,9,34,s,34,10,9,10);
}

24 Mart 2010 Çarşamba

YAĞMUR



Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü

Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler şahının hayalleri

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali

Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin

Yağmur, bir gün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

Islaklığı sanadır ahımın, efganımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Nurullah GENÇ